Bumerang - Yazarkafe

28 Aralık 2014 Pazar

Mikonos ( Mykonos)

Bu yolculuğumuz diğer yolculuklardan oldukça farklıydı çünkü ilk defa gemi seyahati yaptık. Gemi ile gezmek çok yeri görmek ama sürekli bavul toplamamak anlamına geliyor. Bu nedenle keyifli. Yol aldığınız aracınız aynı zamanda konaklama yeriniz olmuş oluyor. Ayrıca her sabah kahvaltınızda mutlaka deniz manzaralı bir yerlerde oluyorsunuz. Ama kesinlikle hatırlatayım mutlaka ve mutlaka balkonlu bir kamara kiralayın.

Haaa bu arada, gemide freeshop var. Fakat tabiki diğerleri gibi ucuz değil. Ve limanlara yanaşınca kapalı. Gemiye binmeden evvel viskinizi falan alın.Teslim etmeniz lazım falan diyorlar, ama bir sırt çantanıza, bebek arabanıza bir yerinize alın ve yanınızda dursun. Limandan ayrılırken viskilerinizi bu şekilde içebilirsiniz.

Mikonos'a akşam 20.00 sularında vardık. Ve sanırım sabaha karşı demir aldık. Bunun nedeni Mikonos'un gece hayatının renkli olması. Tabi çocuklu olunca bizim için detaylı inceleme imkanı yaratmadı bu durum. Hatta bebek arabasıyla biz dolaşırken herkese dağıttıkları parti broşürlerinden bizlere vermediler :((  Ama tüm bunların dışında çok temiz ve bakımlı yolları olduğunu söylebilirim. Sokakları resmen makyaj yapılmış gibiydi. Yerler taş ve araları beyaza boyanmıştı ki bu da çok güzel bir hava yaratmış. Tüm evler bembeyaz. 

11 Ağustos 2013 Pazar

Gürcistan - Batum 01.07.2013

Arhavi'ye kadar gitmişken Gürcistan'a geçmemek olmazdı. Arhavi, Hopa, Artvin civarında yaşayan insanlar için Gürcistan'a geçmek günlük bir olay zaten. Hatta benzin bizde 4,80 TL öbür tarafta 2,50 TL olduğu için insanlar depolarını doldurmak için Batum'a geçiyorlar.
Batum'a büyük bir önyargıyla geçtik. Çünkü daha önceden turla giden arkadaşlarımızdan buranın çok da gezmeye değer bir yer olmadığı ile ilgili ön bir bilgi almıştık. Fakat şunu söylemekte kesinlikle fayda var, gündüzü ile gecesi arasında çok fark var. Geceyi yetiremedik diyebilirim. Birçok oturmak istediğim mekan ve yer kaldı aklımda. Gündüzleri deniz ve plaj, geceleri ise muazzam bir eğlence kenti. İçki ve kumar ucuz. Lüks oteller yapılmakta. Batum'un bundan beş yıl sonraki halinde orada kalmak çok mümkün olmayacak gibi duruyor. Çünkü bölgeye yatırımlar hızla artıyor. Biz oradayken Alfabe kulesi yapılmaktaydı. Gerçi biz oraya gitmeden bir yıl önce çekilmiş programlarda (2012 Temmuz) Eylül ayı gibi açılacağı söylüyordu. Ama biz oradayken, 2013 Temmuz'da yine bir yıl sonra açılacağı söyleniyordu. Alfabe kulesi, Gürcistan'ın alfabesiyle övünmesinden kaynaklı yapılmış. Dünya üzerinde 14 alfabe varmış ve bir tanesi de Gürcü Alfabesi. 

14 Temmuz 2013 Pazar

Doğu Karadeniz 01.07.2013

Bir bölge sadece yeşilden oluşur mu arkadaş ya? Sadece Yeşil var ama otuz bin tonu var. Hep yeşil....Tabi sürekli yağmur yağışı sonrası anlaşılıyor neden böyle olduğu.. Kafayı kaldıramadık yağmurdan. 1 Temmuz'da gidip 6 Temmuz'da döndük ama eşim gezimizin 4. gününde "Aslında buralara yazın gelmek lazım" dedi. İklim anlayışımızı şaşırdık.
Trabzon'a uçak var, ama Doğu Karadeniz'e gelmek için ayrıca Batum'a inip direk Karadeniz'e de gelinebilir. Biz Trabzon'a inerek başladık. Önce Türkiye'de üç tane olan Ayasofya Kilise'sine gittik. Biri herkesin bildiği gibi İstanbul'da, biri Trabzon bir diğeri de Bolu'da bulunmakta. İstanbul'dakinin aksine buradaki Ayasofya Kilisesi bir hafta önce ibadete açılmış ve içerisi camiye çevrilmiş. Tabi duvardaki fresklerin altında namaz kılmamak için fresklerin üzeri örtü ve brandalarla kapatılmış. Fotoğraf'ta namaz kılanlar, üzerinde krem rengi branda ve onun üzerinde en üst tarafta freskler gözüküyor. Ama nahoş bir görüntü ortaya çıkmış. Kilise olarak kalması çevre esnaf ve turizm açısından bence daha yararlı olurdu.

Ayasofya Kilise'sinin dışından görüntüsü ve bahçesi çok güzel. Bu nedenle yeni evlenen çiftlerin de düğün fotoğrafları için tercih ettiği bir mekan haline gelmiş. Burası ilk defa Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında Osmanlı topraklarına kazandırılmış.

Bir sonraki durağımız ise herkesin Trabzon'a gidip mutlaka görmesi gereken Sümene Manastırı oldu. Sümene'de çok canlı freskler var. Ama en güzeli gibip görmek. Ne fotoğraflarından birşey anlaşılıyor ne de ben anlatabilirim. Ama yine de fresklerin görüntüsünden bloga koydum.
Aslında esas olan ne kadar güzel oldukları değil, bizim Türk Milleti olarak herşeyin üzerine ne kadar ismimizi kazımayı sevdiğimizi görmemiz açısından da önemli bir yer.




Sümene'den sonra Akçaabat'a gittik. Sahil Kıyısında 3 tane büyük köfteci var. Tabi her zaman ki gibi, güzel yemekleri karşımda görünce, fotoğraf çekmek veya not almayı unuttum. Ama herhangi dolu bir köfteci olana girip yemenizi öneririm. Porsiyon olarak söylenmiyor köfteler. Siparişinizi kilo üzerinden verebilirsiniz. Sonunda da tatlı ikram ediyorlar. Severseniz fındıklı baklava.

Daha sonrasında kalacağımız yere yerleşmek ve akşam yemeği için Arhavi'ye geçtik. Arhavi'ye giden yol üzerinde hangi yerleşim biriminden sağa (denizin tersine) sapsanız, mutlaka doğa güzellikleriyle dolu bir vadiye giriyorsunuz. Her yerden sular akıyor, her yer şelale ve her yer doğal güzellik. Boşluk olan yerlerde de Çaylık veya Çay bahçelerini görmek mümkün.

Biz Lome Restaurant'a gittik. Herkese de öneririm. Bu arada yol boyunca Trabzon - Arhavi arasında her yerleşim yerinde mutlaka bir Çay Fabrikası var. Ayrıca, vadilere, kanyonlara girdikçe de her vadide mutlaka bir kaç tane çay toplama yerleri bulunuyor. Bunlara inen teleferikleri görmek mümkün.

Karadeniz'de en göze çarpan şey yemek kültürü. Çok birşey yok. Muhlama (veya Kuymak) Mısır Ekmeği, Hamsi Ekmeği gibi şeyler yokluktan türetilmiş. -Bu arada Trabzon tarafında Kuymak yemenizi öneririm.- Mısır veya mısır unundan bir şeyler yapılması yolda, çay ve mısır'dan başka hiçbirşey görmeden ilerlediğinizde kanıksayacağınız bir durum oluşturacak.

Bir sonraki durağımız Karagöl oldu. Karagöl, artık turların da sıkça uğradığı bir güzellik. İki tane Karagöl var. Şavşat'ta olanın daha güzel olduğunu her iki gölü görenlerden duydum. Ama biz Borçka'da olana gittik. Göl'ün etrafında tur atmak hem rahatlıyor hem de kısa süren bir doğa yürüyüşü için çok ideal. Zaten çoğu noktasında yürüyüş ayakkabılarınızın da yanınızda olması iyi olur. Her gittiğiniz yerde patikalardan yürümek zorunda kalacaksınız. Aynı şekilde ufak bir doğa yürüyüşü ile Arhavi'den gidilen Kamilet vadisi içindeki Menşuna Şelalesi'ne vardık. Muhteşem bir manzaraya ulaşıyorsunuz. Hava güzel olsa yüzerdim bile. Yaklaşık 60 ya da 70 metreden dökülen suyun görüntüsü harika. Size küçük olduğunuzu hissettiriyor.


17 Haziran 2013 Pazartesi

2 günde Adana – Antep – Urfa – Halfeti



2 günde Adana – Antep – Urfa – Halfeti


2 günde Adana, Gaziantep, Şanlıurfa ve Halfeti şu şekilde gezilebiliyor. Antalya’dan sabah 7’de Adana Uçağı var. Adana’ya inince hiç vakit kaybetmeden G.Antep. Gaziantep’te Karşıyakalı Halil Usta’nın yeri. Yeri çok basit çünkü şehrin sembolü gibi. Kime sorsanız da gösterir. Zaten tabelaları takip ederek Karşıyaka’yı bulmak kolay. Oradan sonrası çocuk oyuncağı. Dış mekanı gördüğünüzde hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Fakat içine girdiğiniz zaman, filmlerde gördüğünüz bir pencereden girip bambaşka bir dünyaya açılmış gibi oluyorsunuz.
İçerisi çok kalabalık olduğu için gittiğimiz grupla bile aynı masaya oturamadık. Tüm ünlü hizmet sektörü işletmelerinde olduğu gibi burada da duvarlar daha önceden mekanı ziyaret etmiş ünlülerin resimleriyle dolu.  Fotoğrafta gördüğünüz şekilde duvar ve içerisi olduğu gibi dolu. Duvar eskiler, oturanlar mevcut müşteriler… Halil Usta’da herşeyi yemenizde fayda olduğunu düşünüyorum. Halil Usta’ya özgü olansa Küşleme. Küşleme küçükbaş hayvanların sırt bölgesi etinden yapılıyormuş. Ama benim ilgimi salata çekti. Salatası da mükemmel….
Güzel yemeğin ardından, Gaziantep’in çarşısına doğru yola koyulduk. Merkez’de gezilebilecek türlü yerler olmakla birlikte,  ismen belirtmek gelirse, Şirehanı, Zincirli Bedesten, Tahmis Kahvesi eski yapıları arasında sayılabilir. Ayrıca bu yapıların bir güzel özelliği de halen kullanımda olmaları. Tahmis kahvesine gidip kahve içmeyi herkese öneriyorum. Yöreden yetişen bir otla karıştırılarak yapılan özel bir kahve yapılıyor. Ve çarşıda Fıstık, baklava aldıktan sonra dinlenmek için mükemmel bir nokta. Fakat çok ilginçtir ki siz kahvenizi yudumlarken içeri fotoğrafta gördüğünüz çalgı ekibi de dahil olabiliyor. Bu durumda “Aaaa, ne güzel ya, canlı müzik” falan demeyin, çünkü bahşiş almadıkları sürece kulağınızın dibinde bu ses belli bir süre sonra işkenceye dönüşüyor. 

Bu arada baklava için İmam Çağdaş çok öneriliyor ama şunu kesinlikle belirtmem lazım ki, çok farklı noktalardan da benzer lezzetleri tatmanız mümkün. Çünkü yörenin bir kültürü olduğu için hemen hemen herkes aynı tatlara yakın bir ağız tadı tutturmuş durumda. Fakat İmam Çağdaş’a girdiğiniz zaman baklavanın bedava dağıtıldığını düşünebilirsiniz. Çünkü ben öyle düşünmüştüm. İçerisi tıklım tıklımdı.

Zincirli Bedesten’den bir görüntü. Antep’te kurutulmuş sebze, bakırcılar ve halı dokumacıları mevcut. Diğer doğu illeriyle benzerlik gösteriyor.

Zeugma Müzesi


Bu müze daha önce gezdiğim tüm müzelerden çok farklı bir müzeydi. Nedeni, her yerin mozaik ile dolu olmasından kaynaklanıyor. Müze baştan aşağıya inanılmaz sanat eserleriyle dolu ve yıllarca bu kadar korunmuş olması aklınızı başınızdan alabilir. Tüm güzelliği ve heybetli görüntüleri ile size yüzyıllar önceleri düşündürtüyorlar. Antep’in simgesi olan Çingene Kızı da yine bu müzede sergilenmekte. Çingene Kızı aslında kime ait olduğu belirlenemeyen bir eser. Fakat kazı çalışması sırasında yapılan şakalaşmalar sonucu adının bu şekilde kaldığı belirtilmektedir. Yine müzede alınan bilgiye göre Da Vinci’nin Mona Lisa tablosuna çok benzediği ve üç çeyrek metodu kullanarak resmedildiği öğrenilmiştir. Yüzde hüzün ve sevincin aynı anda görülmesi, gözün siz ne taraftan bakarsanız bakın sizi takip etmesi bu benzetmeye neden olur.


Diğer mozaiklerden görüntüler. Çoğu mozaik eski evlerdeki bahçelerdeki havuzların tabanlarını süslüyormuş.

Zeugma Müzesi tam Urfa yolunda. Zeugma’dan çıktıktan sonra Urfa’ya varıp otele yerleştik. Arkasından bizi bekleyen Sıra Gecesine geçtik. Sıra gecesi ile ilgili detayları burada anlatmıyorum çünkü daha önce belirtmiştim. Aşağı yukarı aynı ama şunu kesin belirtmem lazım ki, Gülizar Konuk Evi Sıra Gecesi deneyimi için en iyi seçeneklerden…. Diğer yerlerde biraz hijyenden yoksunluk sıkıntı yaratabilir. Daha sonrasında da uyanıp Urfa Balıklı Göl, Eyyüp Peygamber’in kabri gibi Urfa’daki mevcut yerlere uğradıktan sonra Halfeti’ye doğru yola koyulduk.










Aşağıda Halfeti'nin o eşsiz yukarıdan görüntüsü...




Siyah Gül, sadece bu bölgede yetişiyormuş. Karagül adlı dizinin çekimleri de burada yapılıyormuş. Halfeti sular altında kalmış eski bir yerleşim artık. Aşağıda sular altında kalan cami ve evler gözüküyor. Dizinin yapıldığı yerlere doğru da tur tekneleri yanaşıyor.


4 Mart 2013 Pazartesi

Kapadokya

Neresinden başlanır, nasıl anlatılır bilemiyorum. Balonla gezmek, testi kebabı yemek, püskürük kayalar, tarihi anıtlar, doğa yürüyüşü için uygun kanyonlar..... Öncelikle kalmak için kendinize, herhangi bir yer seçmeniz yeterli... Biz Ürgüp'te kaldık. Ama, Göreme, Uçhisar vesaire vesaire, her yer birbirine oldukça yakın. Ürgüp'te kaldığımız Kilim Oteli ise herkese öneriyorum. Çok sıcak ve candan sahipleri var.

Ürgüp, mükemmel taştan oyulmuş otellere ev sahipliği yapıyor. O kadar ki, çoğunu televizyonlarda izlemiş bile olabilirsiniz. Hatta "özel izinler" alınmış yapılmakta olanları bile gördük. Bir çok peri bacası artık otel olarak hizmete geçmiş.
Kapadokya'da her taraf peri bacası. O yüzden, en iyi peri bacaları şuradaymış buradaymış demeyin. İlk gördüğünüzde çok garip gelecek belki ama, belli bir süre sonra çok normalleşmiş olacak. Bir çok tur otobüsünün durduğu noktaları tavsiye ederim. Burada Tur rehberlerinden birşeyler kapmak da 
mümkün oluyor. Peri Bacalarını İngilizce anlatan bir tur rehberinden öğrendiğime göre (kulak misafiri oldum), peri bacalarının oluşumunda Erciyes, Hasan Dağı gibi çevredeki dağlardan lav püskürmesi en büyük etken. Bu lavlar, toprak katmanı koruyor. Koruyamadığı kısımları yağmur aşındırıyor, yağmurun aşındıramadığı yani şemsiye görevi gördüğü noktalar da diğer toprak katmanlara göre ayakta kaldığı için de peri bacaları olarak karşımıza çıkıyor.

Kapadokya'da bize en ilginç gelen yerlerden biri çok eski yüksek okul binasına sahip Mustafa Paşa kasabası oldu. Tarihi bir kapısı vardı ve hepimizi büyüledi. O kadar eski duruşu, içerisini merak etmemize neden oldu ve her yerini gezdik. Bu kasaba'da bir çok kilise, ören yeri var. Daha keşfedilmemiş, gezmeye açılmamış bir çok yer var. Bazılarının kapılarından içeriye giremedik. Ama ilerleyen bir kaç yıl içinde büyük olasılıkla Mustafa Paşa da fazlasıyla ziyaretçi akınına uğrayacaktır.

Kapadokya bölgesinin yemekleri ve şarabı da bir o kadar güzel. Burada Turasan'ın fabrikasına gidip şarap almanızı ve testi kebabı yemenizi mutlaka öneriyorum. Ayrıca yöreye ait birçok lezzet var. Bunları da keşfetmek size kalıyor.

Yörede bir çok alternatif spor veya etkinlik de yerini almış durumda. En bilineni ve dikkat çekeni ise, Balon..... Balon'la gezmek hem çok zevkli hem de çok değişik fotoğraf karelerini yakalamak, yürüyerek gezdiğiniz yerlere kuşbakışı bakabilmek açısından çok eğlenceli. Balon dümeni olmayan bir alet olduğu için, geziniz planlanan bir noktada bitmeyebiliyor. Daha doğrusu, gezinin ne tarafa doğru olacağını vadiden geçen rüzgarlar karar veriyor. Bu nedenle kalkış noktanız sabit ama iniş noktanızı pilot dahil kimse bilmiyor. Biraz da bu yüzden de zevkli olduğunu söyleyebilirim. Balon'lar sabah saatlerinde (bizim anladığımız sabah kavramından uzak bir saat) 5-6 civarında şişirilmeye başlanıyor ve bu saatlerde yükselmeye başlıyor. Yaklaşık 20-24 kişi arasında yolcu kapasitesi vardı bizim bindiğimiz balonun. Bir tane de pilotu var. Aynı anda sanırım 70-80 balonla uçtuk.                            

Balonla ilgili o kadar çok fotoğraf çekmişim ki, hangisini buraya koyarsam o an hissettiklerimi yansıtır bilemedim. En çok zorlandığım fotoğraf Balon oldu bu nedenle. Hatta geziden döndükten sonra baktım, yer altı şehirleri, tarihi eserler, güzel yemekler arasında en fazla fotoğrafı balona ayırmışım. 3 günlük gezinin sadece 1 saati Balon turuydu oysa. :) Bu nedenle kesinlikle tavsiye ediyorum. Ömürde bir kere... Mutlaka...

Geldik yer altı şehirlerine... Her yerde yeraltı şehirleri var. Zaten bölgeyi gezmek için mutlaka tourist information'a uğrayıp haritanızını edinin. Çok büyük yer altı şehirleri var. Halen çıkarılmaya uğraşılanlar bile var. Kapalı alan korkunuz yoksa, mutlaka gezin. Eski çağlarda yaptıkları şeyler, halen çok ilginç geliyor...

Bu gezinin hakkı, 4 ya da 5 gün bu arada.. Daha kısa gitmenizi tavsiye etmem....
                                                                      

4 Haziran 2012 Pazartesi

Bozcaada


Bir yer gezdim hayatım değişti.... Benim için böyle bu Bozcaadayı anlatmak. Ama eminim gidenlerin bir kısmı benim gibi düşünmeyecektir.Yinede ben bayıldım. Eğer bankacılık gibi stres-yoğun bir mesleğiniz varsa, o zaman siz de bendensiniz demektir. Çünkü aradığınız iç huzurunu burada bulabilirsiniz. Mükemmelliği, gezilecek hiçbir yeri olmamasından, gezilip gidilebilecek hiç bir alternatif olmamasından kaynaklanıyor. Biz adaya Mayıs ayında geçtik, bu da adanın oldukça sessiz bir zamanıydı. Bunu da çok tercih eden vardır diye tahmin ediyorum. Dediğim gibi, adada, Balık restoranları, pansiyonlar ve şarap üreticileri var. Başka da bir şey yok. Eğer isterseniz adanın Batı ucuna gidip, güneşin batışını izleyebilirsiniz. Rüzgar tribünlerinin yanından ufka doğru bakarak güneşi batırmak çok keyifli. Biraz da çakırkeyf iseniz ve elinizde, demin yapıldığı yerden aldığınız şarap da duruyorsa... Bir de sevgiliniz varsa, ki bendeki durum da tam olarak buydu... Çok eğlenceliydi.


Kafayı dinlemek için mükemmel olan Bozcaada, güzel sokakları ve şirin evleri ile sokak arasında gezmeyi de zevk haline getiriyor. Adada fiyatlar da çok pahalı değil. 70'lik rakıyı 80 tl'den açtılar mesela. Balık konusunda da kesinlikle pazarlık yapmak gerekiyor. Biz gittiğimizde oteller de pahalı değildi.

Tam bir huzur dedim ya, aşağıdaki otelimizin kapısında şu huzurla yatan köpek tam da bir özeti aslında Bozcaada'nın... Beyaz duvarlar, mavi boyalı kapı ve panjurlar, çiçekler ve huzur... Aşağıdaki fotoğraf doğru kare...



En iyi restoranları değil, ama en cana yakınlarını bulabilirsiniz. Ada'da ağırlıkla, restoran, hotel var. Ama tüm bunlar dışında aslında adanın gerçek ve daha eski geçim kaynağı tarım. Ada'da şaraplık üzüm yetiştiriciliği yapılıyor. Bunun dışında yöre insanları, değişik reçeller yapıp satıyorlar. Kendi zeytinlerini ve zeytinyağlarını da üretiyorlar. Tipik bir Ege köyü aslında. Tek fark feribotla geçilmesi.

Gerçi tek fark diyorum ama, bizim için farklı bir deneyim oldu feribotla seyahat etmek. Öncelikle feribot fiyatını bilmiyorduk.Arabayla geçiş'in 52 tl olduğunu öğrenince benim etim benzim sarardı. Bir de mecburen dönüşü var diye düşünmeye başladım. Zaten dönüşte de yer sıkıntısı olduğu için, Ada'dan Geyikli'ye geçerken randevu alınması gerektiğini duymuştuk. Feribot'ta seyahat ederken, oradaki genç bir yolcuya yaya olarak feribotla kaç paraya geçildiğini sordum. Yayalardan da 3 tl alınıyormuş. Bir de adaya geçince bilet satış ofisinden mi rezervasyon yaptıracağımızı sorunca kız bize "karşı tarafta bilet satış gişesi yok" demesin mi? 4 kişi birbirimizin yüzüne baktık. Çünkü biz sadece adaya gidiş için bilet almıştık. Ama neyse ki sonra durum anlaşıldı. Ada'dan Geyikli'ye geçiş ücretsiz... Bu bilgi önemli ileride şok olmayın. Yani tek bir bilet satılıyor o da Geyikli iskelesinden binerken. (Tabi, bu durumdan istifade edebilen bir arkadaşımız da oldu. Adaya ilk defa gelip ücretsiz ayak basan ve hiç bilmediği halde adaya gelebilen bu arkadaşımızın da ayak basış anını fotoğrafladık haliyle :) Bu arada feribot seferlerini adada yaşayan birinden öğrenmekte fayda var. Örneğin otel rezervasyonu yaptırırken sorun. Çünkü internet sitelerinde her ne kadar bu bilgi varsa da güncel olmayabiliyor ve yaz kış sefer saatleri değişiklik gösteriyor. Zaten bizim ekipteki birinin bütün zamanları yanlış söylemesinden sonra bu durumu anlayabildik tabi. En iyisi Gestaş'ı arayın. 444 0 752... Buradan güncel bilgi de alırsınız.

Ada üzerinde Ziraat Bankası'nın şubesi var. Bunun dışında, yanlış hatırlamıyorsam, Yapı Kredi, İşbankası ve Garanti Bankası atm'leri var. Para ne için lazım madem birşey yoksa diyeceksiniz. Şarap var, üzüm bağları var... Adanın en güzel şeyi de bu.. Yemek içmek yatmak için bir ada. Ve şaraplarını tadın mutlaka, ben çok beğendim. Bir gurme gibi anlayamıyoruz tabi ama, tatlarının farkını ve neden kaynaklandığını anlatarak tattırıyorlar.


Adanın renkleri mavi-beyaz sanki. Çünkü çok yerde maviye ve beyaza rastlıyorsunuz. Örneğin rıhtımdaki restoranlardan birinin fotoğrafını çektim. Sol aşağıda görebilirsiniz. Otelimizin fotoğrafına da dikkat ederseniz orada da mavi ve beyaz göreceksiniz. Ama sanırım kural olan bir renk var. O da bordo. Tüm tenteler bordo idi ben gittiğimde. Merak edip otelciye sordum, kural böyle dedi... Bordo tente üzerine beyaz yazılar var tüm dükkanların önünde.



Bir de geçim kaynakları tarım olduğu için aşağıdaki gibi tarım makinelerinden de çok var. Tam olarak ne olduğunu anlayamadığım, ama bizim oralarda su motorlarından bozarak yapılan pat-pat denilen tipteki makinelere benziyorlar. Sormayı unuttum.


Bozcaada'ya gittiğinizde -mutlaka size de diyecekler- gün batımını kaçırmayın, gün batımı çok güzel oluyor falan deniliyor. Siz de merak içinde adanın batısına doğru giderek bu gün batımını görmeye gidiyorsunuz. Bir çok değişik yerde izlediğiniz bu sahneyi izlemeye gidiyorsunuz. İlk başta ön yargılıydım fakat sonradan orayı görünce konu ile ilgili fikrim değişti. Mutlaka görmelisiniz, inanamayacaksınız falan demiyorum ama, hoş sohbet için, bir de şarabınızı güzelce yudumlamak için güzel bir yer. Ayrıca, Rüzgar tribünleri çok yaklaşabileceğiniz bir yer. İlginçtir, biz erkeklerin ilgisi gün batımından çok rüzgar tribünlerindeydi. Kaça mal oluyor, nasıl dönüyor, direğinden adam geçer mi falan daha önemli gelmişti o an...

Ama şimdi olanları daha iyi anlıyorum, o an onları düşünmemizin tek nedeni sanırım şaraptı :)


Bergama

Tarihteki ilk hastane veya hastane bölgesi diyebiliriz Bergama için. Bilindik de bir hikayesi var bu toprakların. Ünlü bir Romalı avlanırken yaralanıyor, buranın sularında şifa buluyor. Buraya bir tapınak yaptırıp olayı başlatıyor. Ama bence bu kadar önemli bir sağlık merkezi olmalarının nedeni, sağlıklı sular, şifalı otlar değil uyguladıkları temel strateji.... Strateji şu; rahipler, ön bir muayene edip insanları şehrin içine o şekilde alıyorlarmış ve ölümcül hastalarla, hamileleri içeri almıyorlarmış. Kapıya da şimdiki esnafların "satılan mal geri alınmaz" yazdığı gibi utanmadan şöyle yazmışlar "Bütün Tanrıların Kutsiyeti için Asklepion'a Ölüm Girmesi Yasaktır".... Yani adamların ün yapması doğal.

Uygulanan yöntemler çok saçma sapan değil aslında.. Ruhi hastalıklarda uyku odalarında yatırıp, rüyaları yorumlatmak, bedensel hastalıklarda çamur banyoları, bitkisel yağ ya da merhemlerle masaj yapma, kan aldırma, cerrahi müdahaleler gibi yöntemler uygulanıyormuş. En ünlü hekim de Galenosmuş.


Asklepion tapınağından çıktıktan sonra, Bergama'da turlamaya devam ettik. Müzeye gittik. Ama Bergama'da öyle bir hava var ki, anlatamam. Nedeni şu.. Hani her sene gelir de, yeni yılda ne istiyorsunuz sorusuna "Dünya Barışı" falan denir ya... Hah, tam da bu olmuş.. Bergama'ya Dünya Barışı gelmiş. Nedenini anlamadım ama herkes bir mutlu, bir güleç, bir yardımsever... Devlet dairesidir nihayetinde Tourist Information yazan yerler. Girdim bir tanesine harita falan isteyeceğim. Ama biliyorum başıma gelecek muameleyi, sen de nerden çıktın dercesine bir bakış bekledim. Yok, kadın bana mısın demedi.. Bir ilgi, bir alaka, şaştım kaldım. Sonra Müze'nin girişindeki memurlar, Askpleion'a girişteki yardımsever çalışanlar... Bu nedenle Bergama halkını çok sevdik. Ve şu yanda gördüğünüz fotoğrafı da orada herhangi bir evin duvarında bulup çektik. Değişik ülke bayrakları, değişik figürler var ve bana nedense huzur verdi.

Bergama'da müzeye kesin gidin. Gidin ama, yüreğiniz kaldırmayacak, Zeus Tapınağı'nı tutmuş Almanya'ya götürmüşler. Bizim müzede de maketi var ne yazık ki. Ama yine de birçok değerli parça ve heykel, halen müzede sergileniyor. Zeus Tapınağı bir söylentiye göre, Abdülmecit zamanında göz yumulmuş. Ama müze duvarlarında şöyle yazıyor, Alman Mühendis Carl Humann Bergama'ya geldi ve sunağa ait friz bloklarını bir şekilde Almanya'ya götürdü. Çok komik ama böyle yazmışlar, yapacak birşey yok yani...

Ama Bergama Müzesi'nden öğrenilebilecek ve kulağa ilginç gelen hikaye ise, doktor ve eczacıların amblemi olan, bir çanağa tırmanan ve birbirlerine sarmaş dolaş olan yılan figürünün hikayesi;

Şu hani demin Askpleios'tan bahsetmiştim; hamileleri almıyorlar, ölümcül hastaları almıyorlar böylece itibarlarını sarsmıyorlardı.... İşte oranın çok meşhur hekimi Galenos'a bir gün bir adam getirmişler. Tabi Virankapıda rahipler bakıp inceleyip almışlar, giysileri çıkarılmış, adam uyku odasına götürülmüş, ama sayıklamalarından ve gördüğü rüyalardan bir türlü tam olarak ne yapabileceklerine karar verememişler. Galenos'un karşısına çıktığında adam ayakta duramayacak kadar bitkin bir haldeymiş. Bu nedenle, Galenos bakmış adam gidici, itibarı sarsmamak için, demiş "seni buradan göndermek zorundayım." "Akrabalarına da haber vereceğiz, seni Virankapı'nın ilerisindeki ormanlık alandan alsınlar." Böylece, içerde ölmeyecek ve Asklepios'un adına zeval gelmeyecektir. Hasta adam orada yakınlarını beklerken, acıları daha da katlanılmaz bir hale gelmiş. Tam bu sırada, bir süt kasesi etrafında hem süt içmeye çalışan, hem de birbirlerini engellemeye çalışan iki yılan kavga ediyorlar ve zehirlerini bir taraftan süte saçıyorlar. Adam bir an önce ölmenin hevesiyle, süt kasesini içmiş. İçtikten sonra bayılan hastayı, yakınları bulmuş ve ölmek üzere olan adam, dirilmiş. Bu olay Galenos'a anlatıldığında Galenos panzehiri bulmuş ve bunun sevinciyle o günden bugüne tüm sağlıkçıların amblemi olan  yandaki fotoğrafta da görülen ve şu an Bergama Müzesi'nde sergilenen bu heykeli yaptırmış.

Bergama'da yukarı doğru çıkarken, Trajan tapınağı var, oraya giderken de Basilica'yı göreceksiniz. Bu iki tarihi yer de, tarih meraklıları için görülmesi gereken yerler. Basilica'da hacı olmak için gelinen kiliselerden birisi. Yukarıya çıkarken, teleferik var. Tercih edebilirsiniz.