Bumerang - Yazarkafe

23 Temmuz 2015 Perşembe

4-11 Temmuz 2015 Benelüks - Belçika





İlk defa yurtdışına çıktık diyebileceğimiz bir turla yurtdışına çıktık. Hem de 17 Aylık Nehir'le birlikte. Benelüks turunun ilk ayağı olan Belçika'dan başladık. Ama benelux turunu tercih edecek herkese önerim kesinlikle farklı ülkeden inip farklı ülkelere geçerek gidecekleri turlar. Yani şöyle anlatayım, biz Amsterdam'dan başladık. Uzun yollar katedip tekrar Amsterdam'dan uçağa bindik. Kesinlikle yanlış....! Hele küçük çocuğu olanlar için büyük sıkıntı. Çünkü 4 saatlik uçak yolculuğunun ardından gezmeye başlamak yerine uzun otobüs yolcukluklarına başlanıyor.




Neyse; gelelim Belçika'ya. İki şehrini gezdik, birisi Brüksel bir diğeri Brugge. Önce Brüksel... Brüksel çok etkileyici bir yer. Mimarisi ile insanı hayran bırakıyor. İlk önce otobüsle ilk fotoğrafta gördüğünüz Atomium'a gittik. Atomyum 9 küreden oluşuyor ve atomu andırıyor. 1950'li yıllarda bir fuar için yapılmış. Daha sonra da her bir kürenin içinde bir müze olarak dekore edilmiş ve bu şekilde hizmet veriyormuş. Belçika'da diğer bir turistik yer ise Çin evi ve Japon evi. Çin evi ikinci fotoğrafta görebilirsiniz. Belçika kralı Çin ve Japonya'ya giden ilk devlet adamıymış sanırım. O nedenle bu yapılar yapılmış. :) O sırada uzun otobüs yolcuğu sıkmıştı, bu nedenle uyuyakalmışım. Bilgiler yarım yamalak. Google'larsanız kaç yılında yapıldığı ne kadar beton harcandığını kaç m2 olduğunu falan da öğrenirsiniz gerçi. ;)




Midyeli, Karidesli Spagetti
Kaşarlı Midye (güzellllll)
Neyse, Brüksel'in kocaman bir meydanı var. Ben çok sevdim. Meydan'dan ara bir sokağa çıkılıyor. Aynı bizim İstanbul'daki Nevizade gibi bir yer. Daracık sokağın içinde sağlı sollu restaurant ve kafeler var. Burada Leon Restaurant'ı önerdiler ve Midye yedik. Midyenin envaiçeşiti var.


Güzel Brugge






Her blogta, her yazıda mutlaka okuyacağınıza inandığım Brugge'un ne kadar güzel olduğudur. Brüksel güzel, gezmek lazım falan ama Brugge hakikaten insanı büyülüyor. Sakin, dingin ve bir o kadar hareketli bir şehir. Hareketi turizm kaynaklı. Almanya'nın ikinci dünya savaşı sırasında bombalamadığı tek şehir diye anlattılar. 







Brüksel'in Meydanı
Evin birinin üzerine inşa yılı olarak 1638 yazıyordu. Tam onun fotoğrafını çekiyordum ki, 1517 görünce 1638 çok yeni geldi. :) Brugge, bir film seti gibi. Sanki 16. yüzyıl filmlerinin çekildiği geniş bir film seti. Şehre girdiğinizde görebileceğiniz çan kulesi sürekli birşeyler çalıyor. İlginç geldi bana. Ama bunların hepsinden güzeli kocaman bir meydanı var Brugge'ün. Kaçırmanız mümkün değil. Orada alacaksanız patates kızartmasını, köşede de Carrefour var. Birer bira,,,, ohhhh misssss. Oturup gelene geçene bakmak iki saatinizi harcar. Ama bizim gibi turla gittiyseniz işte süreniz doldu demektir, haydin otobüslere.... Brugge'da iki meydan var. Diğer büyük olmayan meydanda da Kan Kilisesi var. Hz. İsa'nın bir damla kanının burada sakladığı varsayılıyor. Brugge için yemek önerim ise yöreye özel olduğunu söyledikleri patates kızartması ve carrefour birası. Meydan'da merdivenlerde oturup gelen geçen faytonları ve geçen insanları izlemek keyifli. Hadi afiyet olsun
Çan Kulesi


.

Güzel Brugge












Çan Kulesi (Arka avludan görünüm)

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Nazilli, Aydın, Yenipazar - 01.05.2015

Antalya'dan Aydın veya İzmir istikametine gitmek her açıdan çok zevkli. Çünkü yol oldukça farklı güzelliklerle dolu. Yola çıktıktan hemen 60 Km sonra Korkuteli'nde şiş yiyebilir, 100 km sonra Söğüt'te Gözleme veya çoban kavurma yiyebilir ya da 150 Km sonra Serinhisar'da meşhur leblebicilerde durup abur cubur alabilirsiniz. Fakat sonrasında mutlaka Pamukkale'ye uğrayın derim. 220 km sonra Denizli'ye ulaşınca Pamukkale'deki eşsiz beyaz travertenleri ve Santos şehrini mutlaka görün. Buradan Pamukkaleyi anlatma niyetim yok yalnız. Çünkü Pamukkale çok bilindik.

Fakat anlatmak istediğim yer, bu geçtiğim veya gördüğüm yerlerden daha küçük ama çok önemli. Önemi de İtalya'da iyi yaşam sloganı ile çıkan Cittaslow (sakin şehirler) hareketi ile ilgili. 59 farklı kriterde incelenen kentler bu unvanı almayı hakediyorlar. Bunu almayı hak eden Türkiye'de tam 9 yerleşim** var ve bunlardan biri de Aydın'ın Yenipazar ilçesi. Aydın Yenipazar son yıllarda adını gurmelerin pide tatmaya gitmelerinden dolayı da oldukça fazla duyurmuş. Biz de pidesinden denedik tabiki. Pide işi bu yere de bir kültür. Aydın'da veya Nazilli'de de dolaşırken çok sayıda pideci var. Pidenin bence en önemli özelliği kıymalısının ev yapımı tadında olması ve çok malzemeli olması.

İlçede 13.000 nüfus var ve Yörük Ali Efe'nin (türküleri konu olan) evi ve mezarı bulunuyor. Bunun dışında çok basamaklı merdivenleri ve merdivenlerin sonunda ise Rüzgar değirmeni. Manzara Rüzgar değirmeninden güzel gözüküyor. Merdivenlerin renkleri insan o kadar kendine doğru çekiyor ki buradan gitmeyin desem bile gideceğinizden eminim.

Aydın Yenipazar'a gidecekler için ufak bir tavsiyem daha var. Anayol'dan direk Yenipazar'a girmek yerine Atça'dan sapsınlar. Biz dönerken Atça'ya çıkan ara yolu kullandık. Güzel köy yolları ayrıca sürekli bir ırmakla kesişiyor ve bu nedenle köprülerden geçiyorsunuz. Traktörleri ile çiftçiler geçiyor. Anayol hiç keyifli değil.

Tüm bunların dışında en güzel deneyimlerden biri Nazilli oldu. Çünkü Nazilli halen bir ilçe gibi yaşayan, kültürlerini bu yönde devam ettiren bir il aslında. Tabeladaki nüfusu 150.000 olan ilçede hiç tanımadıklarınıza bile Günaydın deyip geçebiliyorsunuz. Kimse de bu durumu yadırgamıyor. Uzunçarşı'daki esnaf da görülmeye değer. Birçok dükkan var. Birçok kapalı yoldan oluşuyor. Ayrıca Nazilli'de birşey dikkatimizi çekti, ilçenin merkezinde çay bahçelerinin olduğu bir yer var. Oradaki çocuk parkı çok fazla oyuncaktan (daha önce de pek görmediğimiz türden) oluşuyor. Tırmanış duvarları, iple yapılmış kubbeler, zıplayan birşeyler. Artık adları neyse :))))) Ebeveyn olduktan sonra tabiki parklara dikkat eder olduk ama bu hizmeti her kim sağlıyorsa biz büyükşehir sınırları içinde böyle park görmediğimizden olsa gerek, şaşırdık biraz.


Nazilli'de görmenizi mutlaka tavsiye ettiğim yer tren garı. Biz Antalya gibi bir yerde trene sahip değilken, tren bu ilçe ve civarı için adeta can damarı. Tren bir yaşama biçimi. Bu nedenle de kendinizi Türkiye'de değil başka bir ülkede gibi hissettiriyor. Aydın, İzmir ve çevre illere gitmek için en akıllıca yöntem. Ekonomik, güvenli ve modern. Antalya'dan İzmir'e gidecekler için bile tavsiye edebilirim Nazilli'ye kadar arabayla, sonrasında Tren'le İzmir.... Müthiş....

Nazilli'den sonra "buraya kadar gelmişken Aydın'a da bir gidelim" diyecekler için tavsiyem tren olabilir tabiki. Tren garı şehrin merkezinde. Tren'den indikten sonra Aydın'ın merkezinde kocaman bir caddeye çıkacaksınız. Her yer cıvıl cıvıl insandı ben gittiğimde. Ayrıca kuzeye doğru yürürseniz Aydın'ın kapalı yollarında yürüme fırsatı yakalamış olursunuz. Burası da Nazilli'yi andırmakla birlikte Nazilli'de soluduğum havayı Aydın'da alamadım. Aydın'da büyük alışveriş merkezleri de var. Belki de onunla ilgilidir.

Nazilli ile ilgili son bir not. Esin'e ve bana çok güzel geldi. Nazilli'nin iki taraftan da girişinde şöyle bir tabela var; "Uzun ömürlü insanların yaşadığı, Dağlarından yağ, Ovalarından bal akan Nazilli'mize hoşgeldiniz!"




**Türkiye'de sakin şehir unvanı taşıyan yerleşim yerleri;
Akyaka, Muğla - Gökçeada, Çanakkale - Halfeti, Şanlıurfa - Perşembe, Ordu - Seferihisar, İzmir - Taraklı, Sakarya - Vize, Kırklareli - Yenipazar, Aydın - Yalvaç, Isparta



Bumerang - Yazarkafe

28 Aralık 2014 Pazar

Rodos (Rhodes) 02.06.2014


Rodos'u ben anlatmasam daha iyi. Büyük, diğer adalar gibi değil. Çok şey var. Bence bir günlük bir yer hiç değil.


Müzeleri var, müze sevmeyen bile gider gezer.

Sol taraftaki fotoğraftaki gibi bir kapıdan geçerek eski şehirin olduğu bölgeye giriyorsunuz. Burası gemiden indikten sonra yürüyerek 100 metre gibi bir mesafede yer alıyor. Sağ taraftaki müzeyi de görmenizi öneririm. Hiç bir şey anlatılmasa da bu müzeyi gezmeye değerdi. Çalışanlar duvardaki anlatımların bile resmini çektirmedikleri için hiç bir bilgi alamadım.




Meşhur Rodos Kalesi... Sağ taraftaki resimde girişini görüyorsunuz. Filmlerdeki gibi bir kale resmen. Kale ve müzenin etrafındaki sokaklarda gezmek de çok keyifli.

Yunan adalarında bir özellik var. Hepsinde eşek kullanımı var. Günümüz hayatında eskisi gibi yok tabi ama, turistik olarak hala yaşatılıyor. Bir banka tabelası altındaki eşek istasyonu da çok dikkatimi çekti. Turistik olan bölgelerde bu tür eşek istasyonları var. Donkey Station diye de yazıyor Allah sizi inandırsın. Ama çekemedim fotosunu :(


Sağ taraftaki meydanı gören bir kafede oturup birşeyler içmek güzeldi. Rodos son adamızdı...




Şöyle bir yazdıklarıma baktım da pek yüzmekten falan bahsetmemişim ama Adaların çeşitli yerlerinde plajlar var ve oldukça da temiz Denizi de çok güzel duruyordu.  

Adalar için son bir tavsiye; Kredi kartı doğru düzgün pek bir yerde geçmiyor. Ya da öyle diyorlar bilmiyorum. Yanınızda bolca nakit bulundurun bence. Lüks restoranlar da bile bulunmuyor.

Santorini




Gemiyle sabah saatlerinde Santorini'ye yaklaştık. "Santorini neymiş böyle ya!!!" dedim kendi kendime gemi yanaşırken. Çünkü resmen film karelerinden fırlamış bir görüntüsü vardı. Televizyonda bir şeyler izliyormuşum gibi hissettim. Her yer belgesellerde izlediğimiz görüntülerle dolu. Sağ taraftaki resim adaya teleferikle çıkarken çekildi.


Bir klişe kilise resmi var Santorini'nin. Ona bakarken, "acaba bu kiliseyi de görebilecek miyiz? Umarım görürüz" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama adaya indikten 15 dakika sonra aptallığımı anladım tabi. Tüm Kiliseler böyle. Hatta Mikonos'takiler de böyle ama, Mikonos'u gece görünce anlayamamışım. Sonra fotoğraflardan bakınca keşfettim.



Santorini'de eski şehir'in olduğu taraflara mutlaka gitmenizi öneririm. İya diye okunuyor. Sanırım Oia diye de yazılıyor. Sağ elinizle bir C (ters c) oluyor yaparsanız işaret parmağınızın ucunda kalan yer İya oluyor. (Haritayı sonradan buldum).  İya'ya varmak için biz araç kiraladık. Araç kiralama tüm adalarda 30-35 Euro civarında seyrediyor. Benzin de çok az alın, çünkü 10 Euro'luk benzin bile fazla gelebiliyor. Zaten arabayla yapılacak pek bir şey yok. Ada minnacıcık geliyor insana. Zaten de öyle sayılır. Ama kaç km2 olduğu ile ilgili bir bilgiye rastlamadım.


Burada da yerler aynı Mikonos gibi çok temiz ve her yer düzenli. Tüm binalar ve mimarileri uyum içinde. İya'da herkesin akşamüstü bulunmasının nedeni gün batımını izlemek. Gün batımını izleyenleri izleseniz daha çok şaşırırsınız. Çok dar merdivenlerde resmen yer bulmak imkansız. Bence gün batımını izleyeceğinize bu Gün batımının izlendiği yerin alt tarafında restoranlar var. Oralardan izleseniz çok daha iyi olur. Hem oturup bir şeyler de yersiniz. Güzel mezeler var.