Fethiye hem Egeli hem Akdenizli gibi. Hem il gibi hem ilçe gibi. Hem il diyorum çünkü bir şehirde arayacağınız her şey var. İlçe gibi diyorum çünkü yüzü tarıma dönük bir yer aynı zamanda. Tatil için de ideal bir yer bence. Ölüdeniz, Kayaköy, Ovaköy, Hisarönü görülmeye değer yerler.
Aynı zamanda alternatif şeyler sevenler için yamaç paraşütü, dalış gibi aktiviteler de mümkün.
Fethiye'de önerdiğim birşey daha tekne turları. Tekne turları oldukça büyük bir sektör olmuş durumda ama kesinlikle zevkli. Sizleri güzel koylara götürüyorlar.
Tekne'de mangal keyfi
Kayaköy yoluna giderken mezar
Fethiye'ye gitmişken mutlaka Ölüdeniz'i görüyor insanlar. Fakat Kayaköyü atlayabiliyorlar. Mutlaka önemli ve gidilmesi gereken bir yer. Eski Rum yerleşimi olan bölge mübadele zamanında boşalmış. (Tüm diğer Rum yerleşkeleri gibi)
Eskiden kalma alışkanlık Şarap yapımı devam ediyor ama...
Kayaköy'de gezmek isterseniz Büyük ve Küçük Kiliseyi mutlaka görün.
Fethiye'ye giderken veya Fethiye çevresindeyseniz Saklıkent Kanyonunu mutlaka görmenizi öneririm. Saklıkent Kanyonu uzunca yol alabileceğiniz, suyun içinden sonuna kadar gidebileceğiniz bir güzellik.... Ayakkabı çok önemli ve stratejik. Eğer kanyonun sonuna kadar gidip keşfetmeyi düşünüyorsanız mutlaka hem karada hem de suyun içinde giyilebilen ayakkabılardan alın.
.
Kayaköy evleri alttan görünüş
Fethiye'de konaklama için otel, motel, pansiyon bakmak yerine villa kiralama hem çok daha ucuza geliyor hem de kafanıza göre yiyip içmek için ideal.... Çocuklu aileler için kesinlikle villa kiralamanızı öneririm
Kelebekler Vadisi - Kara ulaşımı olmadığı için her şey teknelerle getiriliyor.
Fethiye için çok önemli olan Kayaköy
"Atla atla" diye bağırarak animatörü gaza getirmeye çalışan gaza gelmiş insanlar :)
Uluborlu Isparta'nın kuzeyinde 6100 nüfuslu küçük bir yerleşimdir. İlçe adını en çok kirazıyla duyurmuştur. Üretilen kirazının büyük bölümü yurtdışına ihraç edilir.
Tarih içinde pek çok yerleşime konu olmuştur. Osmanlı döneminde de Hristiyan Türkler'in bu bölgede yaşaması oldukça ilginçtir. Ama mübadele döneminde Rum olarak sayılıp gönderilmişlerdir.
Uluborlu'ya tepeden bakan noktada bulunan eski yerleşim bölgesinde bulunan Alaaddin Cami Alaaddin Keykubat zamanında 2. Kılıç Arslan'ın torunu ve Tuğrul Şah'ın kızı tarafından 1231 yılında yaptırılmıştır. 1909 yılında yanan cami 1927'de tekrar tamir edilip hizmete açılmıştır.
Aşağıda yıkılmış haldeki hamam ve arkasında yer alan su kemerlerini ve Cirimbolu Köprüsünü görebilirsiniz.
Ayrıca eski şehre çıkan yollar çok güzel eski evleri de görmenizi sağlıyor. Kafanızdakileri bir anlığa silmek ve tarihe gitmek için harika bir yer. Kazı çalışmaları yapılsa çok daha fazla bilgi ve materyale ulaşılabilecek el değmemiş bir bölgemiz.
Cirimbolu Su Kemerleri
Uluborlu ile ilgili ilginç bir bilgi de Kaymakamlık sitesinde yer alıyor. Uluborlu 242 İstiklal Madalyası ile Türkiye'nin en çok İstiklal Madalyasına sahip yerleşim birimidir.
Geldik yemek işine... Bölgenin en önemli yemeği Banak'tır. Fakat hakikaten yabana atılacak bir lezzet değildir. Yerseniz damağınızı patlatır. Bir diğeri de yöreye özgü Kuyruğu sulu. Yani börek.... Böreği ilçe merkezindeki çay bahçelerinden herhangi bir yerinde yersiniz de Banak nerde yenir onu bilemiyorum.... Evlerde yapılan geleneksel bir et yemeği. Kuru pidenin üzerine saatlerce haşlanmış bel eti... Dehşet....
Gezimizin son ayağı en keyiflisi olan Hollanda'ydı. Hollanda için anlatılacak çok şey olmasına rağmen çok az fotoğraf çekmiş olmama şaşırdım şimdi. Belki de anı yakalamak daha önemli diye mi düşündüm ve hiç foto çekmedim anlayamadım doğrusu. Görecekleriniz tabiki herkesin sürekli anlattığı şeyler. Esrar satan kafeler, vitrine çıkmış hayat kadınları (red light), her tarafı su kanalları... Şehirlerarası yollarında giderken de her yer büyükbaş hayvan dolu. Fakat benim gördüğüm dakikası dakikasına doğru zamanda her durağına uğrayabilen otobüsleri, yeşilliği, kolay ulaşım sistemi oldu. Zaanse Chahnse, Marken ve Volendam adlı kasabalarına gidebildik. Ulaşım sistemi çok kolay ve anlaşılabilir. Turlar Marken ve Volendam yapıyorlar. Ben kesinlikle Zaanse Chanse'yi de öneriyorum. Böylece yeldeğirmenlerine girebilir ve müthiş doğasını keşfedebilirsiniz. Amsterdam merkezde Madam Tusseu'ya mutlaka gidin derim. İlk etapta "bal mumu müzesi işte, ne olabilir ki" diye düşünmüştüm. Kesinlikle yanılmışım.
Paris hem çok güzel, hem de çok zor. Çocukla gitmek biraz zor, nedeni havanın sıcak olması. Bunaldım. Ayrıca metrolara in, bin, gezilecek çok yer olması ve birbirlerinden uzak olması da zorlayıcı diğer etkenler. Ama her şeye rağmen değdini düşündüğüm bir seyahat oldu.
Turla giderseniz turla gezmenizi de tavsiye etmiyorum. Siz her ne kadar sıcak olursa olsun, gezilecek yer çok olursa olsun kendiniz gezin.
Gezilecek yerlerin en başında Arc de Triomphe yani Zafer Anıtı yer alıyor. Çünkü bizi ilk oraya götürdüler. Paris’in etrafında dönüp duran çevre yolundan merkeze en hızlı inilen yol üzerinde yer aldığı için ilk oraya da gitmiş olabiliriz. Napolyon: “bizim askerler galibiyetlerden sonra bu anıtın altından geçsin” diyerek yaptırmış. Rehberin yalancısıyım. (Hepsine bizim nasıl gittiğimizi anlatmaya çalıştım. RER tren demek. Şimdilik bunu bilin yeterli)
Bu Arc de Triomphe’ye çıkan 12 tane yol var. Tepede bir yer. Bu yollardan biri Louvre müzesine doğru uzanan Champs-Elysees (Şanzelize) caddesi. Bu nedenle buraya doğru yürümenizi tavsiye ederim. Bizim programımız gibi anlatacağım. Bu yol üzerinde Marie Antoinette’in idam edildiği Concorde Meydanından geçip Louvre’un bahçelerine çıkabilirsiniz. Her açıdan zevkli bir yol. Uzun gibi gözükse de sizi sıkmayan bir yolculuk olacak.
Kilit vurulan köprüler
Arc de Triumph
Louvre müzesine girmek istiyorsanız Tourist Office’ten (ama sabah saatlerinde gitseniz iyi-bilet kalmıyor) bilet almanız gerekiyor. Bu biletlerle Senn Nehri turu, tüm müzelere ücretsiz giriş, Louvre Müzesine öncelikli giriş ve Eyfel Kulesinin 2. katına çıkış hakkı tanıyor. Ayrıca sanırım bazı otobüslerden de faydalanabiliyorsunuz. Bu nedenle şehirde gezmeden en iyi yapılacak şey Tourist Office bulmak. En altta bulunan harita Arc de Triumph'dan başlayarak şehri gezebilmenize imkan sağlayabilir. Kırmızı yuvarlak içindeki yer ilk noktamız. Daha sonra ilk ok boyunca Şanzelize, sonrasında Concorde Meydanı ve Louvre Bahçeleri. Louvre müzesinin tam başladığı noktadan sol tarafta gördüğünüz sarı ve kırmızı yuvarlak içine alınmış olan yer ise Turist Ofis'inin olduğu yer. Bileti oradan alıp Louvre öncelikli girebilirsiniz. Louvre Müzesi solunuzda kalacak şekilde kanal boyundan yürürseniz şu herkesin kilit takıp aşkını perçinlediği köprülerden geçip Sen Nehrinin ortasında bir ada üzerinde yer alan Notre Dam katedraline girebilirsiniz. Bu Katedrali ve hikayesini hepimiz biliyoruz. Bknz. Notre Dame'ın Kamburu filmi. Mavi ve Pembe ile işaretlediğim yer Katedralin yeri.
Buradan çıkıp Güney'e doğru ilerleyerek Lüksemburg Bahçelerine gidebilirsiniz. Hiç bir özelliği yok. Bizim Antalya'daki Karaalioğlu parkı gibi. Ama güzel tabi. Gitmişken görmek lazım.
Sacre Cour Katedralinden Paris Manzarası
Ayrıca oraya giderseniz ordan bir Metroyla Abbesses durağına aktarmasız gidebilirsiniz. Arkasından daracık yollardan özel dizayn (Çatal, bıçak, ev gereçleri gibi) mağazaların yanından geçerek finükülere yürüyebilirsiniz. Finüküler marifetiyle hoooop Sacre Coeur Katedrali. Çok güzel bir yerde. Kuzey tarafta işaretlemiş olduğum mor ve yeşil yuvarlağın olduğu yer. Tüm Paris ayaklarınızın altında. Ayrıca Kilisenin kendisi de çok güzel. Oraya gitmişken Kilisenin arkasındaki sokaklar oldukça kalabalık ve canlı. Mutlaka biraz oturup vakit geçirin. Ayrıca Montmarte Müzesi'de arkada. Kule gibi bir müze.
Tüm buraları gezdikten sonra Yine Abbesses durağıyla Ekol Militare'ye gidebilirsiniz.
Louvre'un Önündeki Sıra - Sanırsın bedava ekmek dağıtılıyor
Ekol Militare, harp okulu demek sanırım. Napolyon da bu okuldan topçu birliğinden mezun. Binası çok eski ve gösterişli. Ekole Militare önündeki parktan yürüyerek Eyfel Kulesi'ne geliyorsunuz. Yeşil yuvarlağa aldığım alan....
Eveeet.... Akşam oldu ve Eyfel önündeki parka geldiyseniz, yanınızdaki sandviçleri içecekleri tüketmek için mükemmel yer. Çünkü göreceksiniz herkes içeceklerini almış (özellikle şampanya tercih ediyorlar) oraya gelmiş olacaklar. Aman eliniz boş gitmeyin.... Hatta bolca vakit geçirip havanın kararmasını sağlayabilirseniz (Yazın 22.30 gibi anca kararmaya başlıyor) çok güzel bir manzara karşınıza çıkacak. Eyfel kulesi o demir yığını halinden çıkıp nadide bir çiçek haline dönüşüyor. Işıklar bu kuleyi çok güzel gösteriyor.
Bu turu (hatta fazlasını) bir gün içinde tamamlamak mümkün. Ama Louvre müzesini gezmek dahil değil.
Paris'i ayrıntılı gezmek için mutlaka....
Paris'i ayrıntılı gezmek için mutlaka ilk uğrak noktanız Turist Ofislerden biri olmalı. Ayrıca yanınıza bolca harita almayı da unutmayın. Bolca diyorum çünkü bazı metro haritaları çok ayrıntılı olmuyor ve güçlük yaşayabilirsiniz. Turist ofisine gittiğiniz zaman 1-2-3 ve 4 günlük Paris City Pass'lardan birini alın.
Fiyat broşürü sağ tarafta var. Sırasıyla 49-114-128 ve 154 Euro. Pahalı değil, tek tek almak hem daha masraflı hem de daha fazla sıra beklemenize neden olur. Turist Ofisinden aldığınız biletinizle geçiş önceliği de elde edersiniz. Bu biletlerden aldığınız zaman 1 Eyfel Kulesi çıkışı (2.kata kadar), Louvre Müzesi giriş önceliği, Tüm müzelerden ücretsiz yararlanma, Senn Nehri Turu ve Paris haritası elde etmiş olursunuz. Ayrıca Turist ofislerinde kafanızdaki sorulara da cevap bulabilirsiniz.
Paris'te Louvre Müzesinin önündeki bahçede bir dönme dolap oluyor. Temmuz aylarında ve Cristmas zamanı oluyormuş. Bilginize. Güzel ve büyük bir dönme dolap. Şehre farklı bir bakış açısı ile bakabilirsiniz.
Bira ve Şarap içmek isteyenlere tavsiyeler; Arc De Triump'taysanız ve Bira içmek isterseniz Şanzelize'ye doğru yürümek yerine Avenue De Wagram'a doğru yürüyüp Avenue De Villiers ile kesiştiği köşeden sağa dönünce hemen sağınızda bir iki güzel mekan görmüştüm. Turistlerin pek gittiği yerlere benzemiyordu. Önerebilirim. Fiyatlar Büyük bira 4 Euro şeklindeydi. Ama şarap sanırım her yerde ucuzdu. Bir şişe Pinot Noir Şanzelizede 12 Euroydu.
Senn Nehri üzerindeki birçok köprüden biri
Paris Metrolar'ında bilet alırken;
Metrolarda ve trenlerde bilet alırken isim yazmadığı için 10'lu biletlerden alabilirsiniz. 10 Bilet 22 Euro. Fakat cebinizde bozuk para veya Kredi Kartı olması lazım. Ayrıca bazı biletler banliyölere gitmek için kullanılamıyor. Bu nedenle alacağınız biletle banliyöye gideceksiniz mutlaka danışmalara sormanızda fayda var.
Disneyland
Disneyland düşünülenin aksine sadece çocuklar için eğlence sağlamıyor. Her yaştan her insanın ilgisini çekecek pek çok şey var. Ulaşım için tren kullanılabilir. Giriş ücreti 60 Euro civarında. Büyükler için Disneyland'da film stüdyoları, film canlandırmaları, cinemagique gibi 5 boyutlu teatral sinema uygulamaları bulabilirsiniz. Ayrıca roller coaster'ların babası da tabiki Disneyland'da. Onun dışında her yer çocuklar için olmakla birlikte tabiki akşamüstü tüm masal kahramanlarının geçişi (Parade) izlenebilir. Aşağıda bir bölüm olarak videosunu paylaştığım AB Moteurs Action setini de görmenizi öneririm. Biletle ilgili önemli bir bilgilendirme. Aldığınız biletle gün içinde rezervasyon yaptırırak ilerleyebiliyorsunuz.
Bileti online alırsanız daha ucuz oluyor ve detaylar için aşağıdaki linki öneririm;
İlk defa yurtdışına çıktık diyebileceğimiz bir turla yurtdışına çıktık. Hem de 17 Aylık Nehir'le birlikte. Benelüks turunun ilk ayağı olan Belçika'dan başladık. Ama benelux turunu tercih edecek herkese önerim kesinlikle farklı ülkeden inip farklı ülkelere geçerek gidecekleri turlar. Yani şöyle anlatayım, biz Amsterdam'dan başladık. Uzun yollar katedip tekrar Amsterdam'dan uçağa bindik. Kesinlikle yanlış....! Hele küçük çocuğu olanlar için büyük sıkıntı. Çünkü 4 saatlik uçak yolculuğunun ardından gezmeye başlamak yerine uzun otobüs yolcukluklarına başlanıyor.
Neyse; gelelim Belçika'ya. İki şehrini gezdik, birisi Brüksel bir diğeri Brugge. Önce Brüksel... Brüksel çok etkileyici bir yer. Mimarisi ile insanı hayran bırakıyor. İlk önce otobüsle ilk fotoğrafta gördüğünüz Atomium'a gittik. Atomyum 9 küreden oluşuyor ve atomu andırıyor. 1950'li yıllarda bir fuar için yapılmış. Daha sonra da her bir kürenin içinde bir müze olarak dekore edilmiş ve bu şekilde hizmet veriyormuş. Belçika'da diğer bir turistik yer ise Çin evi ve Japon evi. Çin evi ikinci fotoğrafta görebilirsiniz. Belçika kralı Çin ve Japonya'ya giden ilk devlet adamıymış sanırım. O nedenle bu yapılar yapılmış. :) O sırada uzun otobüs yolcuğu sıkmıştı, bu nedenle uyuyakalmışım. Bilgiler yarım yamalak. Google'larsanız kaç yılında yapıldığı ne kadar beton harcandığını kaç m2 olduğunu falan da öğrenirsiniz gerçi. ;)
Midyeli, Karidesli Spagetti
Kaşarlı Midye (güzellllll)
Neyse, Brüksel'in kocaman bir meydanı var. Ben çok sevdim. Meydan'dan ara bir sokağa çıkılıyor. Aynı bizim İstanbul'daki Nevizade gibi bir yer. Daracık sokağın içinde sağlı sollu restaurant ve kafeler var. Burada Leon Restaurant'ı önerdiler ve Midye yedik. Midyenin envaiçeşiti var.
Güzel Brugge
Her blogta, her yazıda mutlaka okuyacağınıza inandığım Brugge'un ne kadar güzel olduğudur. Brüksel güzel, gezmek lazım falan ama Brugge hakikaten insanı büyülüyor. Sakin, dingin ve bir o kadar hareketli bir şehir. Hareketi turizm kaynaklı. Almanya'nın ikinci dünya savaşı sırasında bombalamadığı tek şehir diye anlattılar.
Brüksel'in Meydanı
Evin birinin üzerine inşa yılı olarak 1638 yazıyordu. Tam onun fotoğrafını çekiyordum ki, 1517 görünce 1638 çok yeni geldi. :) Brugge, bir film seti gibi. Sanki 16. yüzyıl filmlerinin çekildiği geniş bir film seti. Şehre girdiğinizde görebileceğiniz çan kulesi sürekli birşeyler çalıyor. İlginç geldi bana. Ama bunların hepsinden güzeli kocaman bir meydanı var Brugge'ün. Kaçırmanız mümkün değil. Orada alacaksanız patates kızartmasını, köşede de Carrefour var. Birer bira,,,, ohhhh misssss. Oturup gelene geçene bakmak iki saatinizi harcar. Ama bizim gibi turla gittiyseniz işte süreniz doldu demektir, haydin otobüslere.... Brugge'da iki meydan var. Diğer büyük olmayan meydanda da Kan Kilisesi var. Hz. İsa'nın bir damla kanının burada sakladığı varsayılıyor. Brugge için yemek önerim ise yöreye özel olduğunu söyledikleri patates kızartması ve carrefour birası. Meydan'da merdivenlerde oturup gelen geçen faytonları ve geçen insanları izlemek keyifli. Hadi afiyet olsun